aşkın rengi siyahtır NAMIK KUYUMCU AŞKIN RENGİ SİYAHTIR

Devrimci bir şairin, aşkın rengini aramaya çıktığı bir deneme kitabı: Aşkın Rengi Siyahtır. Namık Kuyumcu “Aşk yaşanmaya başladıktan sonra siyahtır.” Yaşanmışlıklı siyahlaşır öncesi belki kırmızıdır. Kırmızı, beyaz, gri renkler arasında gidip gelen aşk imgesi. Yıllardır dayatılan kırmızıyı inat siyah bir aşk denemesi, aşkın ve aşkının rengini arayanlara önerilir…



stephan micusSTEPHAN MICUS’u İZLEMEK...
Stephan Micus’la doksanlı yılların başında Radyo Aktif’de yaptığım "Düş Yolu" Programında arkadaşım Uğur Kutay sayesinde tanışmıştım. O günlerde müziğinin üzerine anlattığım öyküler, sonraları bende bir çok şiirin çıkış kapısı oldu. 18. Akbank Caz Festivali açılışında Aya İrini’de üstadı izlemek, dinlemek çok keyifliydi. Aya İrini’nin akustiği güzel olmasına güzeldi de oturma düzeni ve sıkışıklık son derece rahatsız ediciydi. Bence Aya İrini’de yapılacak etkinlikte daha az sayıda bilet satılarak, daha rahat bir izleme ortamı sağlanmalı… Salonun yarısının bu etkinliğe neden geldiğini anlamakta güçlük çektim. Konser boyunca hep sandeye sesleri hem sonradan gelenlerin yer bulma telaşları biraz keyif kaçırsa da Micus’u izlemek güzeldi.



BELKİ SESSİZ

“…
Sen denize giriyorsun
Ben kıskanıyorum tüm suları
Tüm suları topluyorum ayaklarının dibinden

Ayaklarının dibinde sonsuzu arıyorum“*


Gonca Özmen, ilk kitabı “Kuytumda” söylendiği savruk duygularını, ikinci kitabı “Belki Sessiz.” de daha bir derleyip toparlamış ve daha bir tatlı dille söylemiş. Belli ki üzerine çok çalışılmış, çok süzgeçten geçirilmiş şiirlerden oluşuyor “Belki Sessiz”. Kısık sesli bir konuşma, günlük yaşamın gürültü ve patırtı içinde kaybolan insanı biraz sessizliği davet ederken; sessizliğin içinde unuttuğumuz kokuları, güzellikleri göstermeye çalışıyor. Sessiz, sakin bir şiir kitabı. Sessizliğin izini sürenlere önerilir.

Meraklısına Not“Ardından” şiirinde Gonca Özmen, Belki Sessiz, Yapı Kredi Yayınları 2008. Özmen ilk kitabı “Kuytumda” ile Arıburnu Şiir Ödülü almıştı...



ALTAYBENİ YANLIŞ ÖPTÜLER
...
düşman hep sağdan saldırmaz rahatta dinle
teslim bayrağı beyazdır çavuş, gelinlik de
ama hangi kan daha kırmızıdır ötekinde…
benim de hayatım pek iyiydi desem yalan
kadınlar felaket sevişirdi çift kilitli odalarda
bir komutla yataklara düşerdim ergenlik çağımda*


Altay Öktem, yeraltı edebiyatının, gün yüzüyle görünen ve yeraltında görünmeyenleri gün yüzüne çıkaran şairi, Bu alandaki çalışmalarıyla haklı bir nâm sahibi. Her zaman alternatif bir söylememin ve çağına tanık bir şiirin peşinde, aramayı, araştırmayı seviyor, ayrıntıların şiirini; göze, kulağa hoş gelen dil cambazlığıyla şiirini yazıyor. Özel bir okuru ve seveni var. İronik yanı ağır basan, kalemin kılıçtan keskin şairlerimizden. Yanlış öpülmeyi sevenlere önerilir.

Meraklısına Not:*Üstçavuş şiirinden, Beni Yanlış Öptüler, Altay Öktem, Everest Yayınları 2006. Artık bulamayacağınız düşünülerek Sukuşu, Beni Yanlış Öptüler Aslında, Çamur Şiir, Her Şey: Oda Kırbaç Ayna kitaplarının yeniden basımı. Şair bugünlerde Karakalem Dergisi ile uğraşıyor..



yelda karataşİSTANBUL BİR DİŞİ OROSPU BEYOĞLU ALTIN DİŞİ

Oysa bin kez ihanete uğramış
nüfus kağıdı tarihten dönen
çok babalı bu çocuk
bir garip annenin kızıdır
dokundukça teni acır
…*

Beyoğlu’nun gecesinde gündüzünde biraz kızgın, biraz hırçın ve çoğu zamanda acıma duygusuyla kaplı: ”İstanbul Bir Dişi Oruspu Beyoğlu Altın Dişi.” Şair Yelda Karataş kadınsı bir duyarlılıkla, dilinin kemiği olmayan İstanbul’un Beyoğlu’suna ’a dilinin kemiği olmayan dizelerle yaklaşmış. İstanbul’un altın dişi Beyoğlu’nda yaşayan insanların şiirsel ağıdı. Adıyamanlı Süleyman, Travesti Melisa, Deniz, Billur, Besa'nın yaşamlarından gezinen İstanbul’la sevişen uzun soluklu bir şiir kitabı. Beyoğlu’nun boş boş gezinenlere önerilir…

Meraklısına Not: İstanbul bir dişi orospudur, şiirinde Yelda Karataş, İstanbul Bir Dişi Oruspu Beyoğlu Altın Dişi,Telos Yayınları 2007. Cezmi Ersöz ’ün güzel önsözüyle….



mehmet ömür oyuncaşkçıoyuncAŞKçı
Bugün
Yağmurun pazarı kuruldu
Ben
Bir gözyaşı bile alamadım*

Mehmet Ömür'ü daha çok şarap üzerine yazdığı güzel yazılardan tanıyoruz. Fotoğraf ve şiir birleştirdiği oyuncAŞKçı ilk şiir kitabı. 86 şiir ve 86 siyah beyaz fotoğraftan oluşuyor. "Şair olma iddiasıyla çıkmadım yolu. Kendime "Şiar" sıfatını yakıştıramadım. Asla. Ben, olsam olsam, hafif ve kısa aşk şiirlerinin, orta boylu, kısa saçlı, uzun bakışlı iddiasız yazarıyım." Diyor.
Meraklısına Not: OyuncAŞKçı 59. şiir, Mehmet Ömür, OyuncAŞKçı, Scala Yayıncılık 2003.



peykSULU ŞAKA PEYK
"...
Ağladığıma bakma
Ne olur biraz daha kal
Sefaletin prensesi, beni bırakma*"

Kuluçka dönemleri '90'ların başına uzanan bir grup Peyk. İrfan Alış (vokal), Serdal Ersoy (gitar), Ertan Çalışkan (davul), Özgür Ulusoy (klavye)5 kişiden oluşan grubun ilk albümleri "suluşaka" yaklaşık bir yıl önce çıktı ve bugünlerde ikinci albüme hazırlanıyorlar.Melodik alt yapısında; rock, blues, reggae ve arabesk öğelere, ince keman ve piyano sololara rastlıyoruz. Dinlerken sizi yormuyor. Anlatılırken kısa, yaşanırken uzun bir süreçten geldikleri hissedilen bir yolculuğun son noktası "sulu şaka " albümü. Bütün güzel albümler gibi onca badireler altlatıp suyu yüzüne çıkmayı başarmış ...Yaklaşık bir yıldır sessiz sedasız yayılmaya çalışıyor. İlk çıktığı günden beri severek dinlediğim, arabesk öğelerle bezeli olsa da soft rock yönü ağır basan bir çalışma. Bütün sözlerde imzasını gördüğümüz ve aynı zamanda grubun solisti , İrfan Alış'ın çok iyi bir ozan hamuru var.Sözü geçmezler tebasına önerilir...
Meraklısına Not:*BÜYÜKANNE şarkı sözünden, İrfan Alış, SuluŞaka, Klik Müzik 2007.



maltKENDİ ADINI TAŞIYAN İLK ALBÜM MALT
Sevindin mi yine benim
Tütsü kokuyor yine evin
Kediyi kapatman için
Banyo var
mutfak var seçim senin
...
Cenk Durmazel iyi bir malt olması için beklettiği şarkı sözlerini Malt'la yeryüzüne çıkarıyor. Malt tadında sert bir albüm.Özellikli düzenlemelerde ve gitar kullanımlarında Audioslave yakınlığı dikkat çekiyor.Albüm kapak tasarımı biraz malt bir viski olmayan JB' yi andırıyor.Sanırım bilinçli kullanılmış en çok bilinen viskini renkleri. Albümü genel olarak severek dinliyorum. Motor, Devam ve Portakal benim için biraz daha öne çıkan şarkılar oldu. Ben bir kadeh lagavulin eşliğinde dinledim.Size de sevdiğiniz bir malt ile önerim.Olmazsa birayla da fena olmuyor."Çekilin yolumdan geri geri geliyorum."
Meraklısına Not:*Devam şarkı sözünden, Cenk Durmazel, Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm Malt, Pasaj Müzik 2006.



haz yaprakları elifHAZ YAPRAKLARI

Saç diplerinden gelen suya hasret alev
Ensesine bir damla ter bıraktı.
İnce, dümdüz süzüldü sırtından, pürüzsüz.
Beline sarılmış heybetli elin parmaklarının başı
Onu ustaca kenara itti.*

Elif T. D’nin ilk kitabı Haz Yaprakları, Rana Işıker’ in desenleriyle zenginleşen kitapta tema olarak erotizm öne çıkıyor. Haz Yaprakları, İns-i Nü’ nin izini sürmüş gibiyse de baskın bir kadın duyarlılığında yazılmış, erotik kokulu şiirler. İlk kitap heyecanı taşıyor, akıl dolu dizeler ve genel kabul görmüş toplamsal kurallara ironiyle yaklaşıyor. Bazen sınırları zorluyor. Az da olsa cinselliğe esprili yaklaşımı da öne çıkan kitabı severek okuyacağınızı tahmin ediyorum.
Meraklısına Not: Bir Damla Haz şiirinden, Elif T. D. Haz Yaprakları, Yitik Ülke Yayınları 2006.



ilhan iremSİYAH KUĞUNUN ŞARKISI
...
Yırtılır kara çarşaflar,
Titreşen vücutlar kalır tanrı huzurunda.
“Çırılçıplak kullarımdan oluncaya kadar
Defalarca örtün çirkinliklerinizi
Gidin, giyinin!”
…*


İlhan İrem, yıllardır kendi zindanında yaşıyor. Her tarafı siyahlarla çevrili bir hayatın içinde ışığa ve sevgiye bitmeyen yolculukların yalnız yolcusu….Daha çok müzisyen yönüyle tanınsa da şarkılarındaki güçlü sözleri, onu günümüz çağdaş ozanları arasına katıyor. Metafizikten tasavvufa geniş bir çağrışım yelpazesinde geziniyor. Senfonik şiir olarak tanımladığı Siyah Kuğun Şarkısı İlhan İrem’in 6. kitabı. İlhan İrem’in uzun yıllar izini sürüdüğü bir yaşam ve düşün modelini devamı niteliğindeki kitap, algının kapılarını zorlayacak boyutlara açılıyor. İlhan İrem şarkılarında romantizmin ötesinde, saklı ince hüznü, sonsuz değişimi yakalayabilenlerin sevebileceği ve benzer tatları alabileceği bir kitap: Siyah Kuğunun Şarkısı.
Meraklısına Not:Basubadelmevt şiirinde İlhan İrem, Siyah Kuğunun Ölümü, Truva yayınları 2007.



şeref bilselMECNÛN DALI

dayanır kapıma acılı kızkardeşlerin
belini kırmızı kurdeleyle bağlayan ölüm
konuşan eski bir zamandır artık
pervazlara yaslanmış, üzerine oturmuş
neneden kalma ceviz sandığı…

Biz yoksulluğu doğu’ya gelin verdik
Ve bir daha hiç kesilmedi saçları!*
Şeref Bilsel ’in üçüncü şiir kitabı Mecnûn Dalı, daha öncekileri okuma şansım olmadı. Şiir üzerine yazıları ve şiir yıllığı çalışmalarıyla daha çok dikkat çeken bir isim. Konuşma dilinde boğuşan sayıklamalar, günlük yaşama telaşı içinde gezinen dizelerin Mecnûn sarhoşluğunda daldan dala atlıyor. Keyifli bir atlayışı akıcı bir dille yazılanca okuması da keyifli oluyor.Güzel bir şiir dalını tutmuş. Anlatıya dayanan bir söylemle biraz imgenin uzağında durmuş. Okunması keyifli bir kitap, Türkiye coğrafyasında gezinen kelimelerin şiirli yolculuğuna siz de bir yerlerinden tutunabilirsiniz.
Meraklısına Not: kuzeyden şiirinden Şeref Bilsel, Mecnûn Dalı, Yitik Ülke Yayınları 2007.



seyhan erözçelikYAĞMUR TAŞI

Rüyâ nerede, aklımda mı, ben mi
rüyâ gördüm. Sen, taş mısın? Taştan mı?
Gözlerim kapalı, gözlerim mi, Ana,
rüyâdan rüyâya, nasıl gezerim,
senin yüreğinde miyim? *


Seyhan Erözçelik’ in taş imgesi etrafında gezinen sabır taşı bir şiir kitabı. Hemen hemen her şiir de taş sözcüğünü görüyorsunuz. Destansı bir yanı var. Büyük bir ustalıkla işi, bilgiye ve araştırmaya dayalı dizeler, Türkçelerin peşinde koşan güzel bir çalışma. Kitabın güzel tasarımı sayesinde, okurun bilemeyeceği öngörülen konularda bilgilendir notları verilmiş. Yağmur Taşı’nın eski Türkçe de yada olduğunu bu sayede öğreniyoruz. Bartın, Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız, Kırım, Litvanya Karaylar ve Karaçay Balkar dillerinde yazılan Yadalar sizi Türkçelerde güzel bir yolculuğa çıkarıyor. Ağır aksak bir ritim ile biraz öğreticilik öne çıkıyor. Taş imgesini yanında rüyâ, su, ana, gök imgeleri etrafındaki gezinmelerde dikkat çekiyor. Erözçelik’ le yolları taşlı şiir yolculuğuna çıkmak isteyenler önerilir. Şiirde işçiliği göstermesi açısında güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Meraklısına Not: Aborijinler şiirinden, Şiir Taşı Seyhan Erözçelik, Simurg Yayınları 2004. Şairin şiire notu: Avustralya yerlileri Aborijinler, rüyâ taşıyla rüyâya gezebildiklerine inanırlar.



DALGIN ŞARKI

Kıskanıyorum uykulu bardakların gözlerini
Kaygısız masanın ucunda sen
Hemen yanı başında şarap
Karşı cepheden de sigara uzatıyorlar
Yoksa ölüm müdür aşk
Çerez diye şişelerin yanına koyduğumuz
... *

Abdullah Neyzar Karahan, şiiriyle geç tanıştığım şiir emekçilerinden.Yıllardır İzmir’de sessiz sedasız şiirlerin peşinde koşuyor. 1963 yılında başlayan şiir serüveni, ilk günkü heyecanıyla devam ediyor.Son kitabı Dalgın Şarkı, akıcı bir dille sizi içine alıyor. Tarifsiz bir dalgınlık içinde okuyorsunuz usta şairin dizelerini… İzmir sokakları sızmış şiirine, sevda etrafında gezinen dizeler arasında İzmir’den, Ege’den tatlar var. Karahan, yaşama sevincini bırakmadan, biraz dalgın, biraz yorgun kendi kendine konuşmaların şiirini yazıyor. C. Arzu Aytekin ’in resimleriyle zenginleşen Dalgın Şarkı’ya bir yerlerde rastlarsanız, dinlemek içinde değil ama okumak için mutlaka alın.
Meraklısını Not: *Hercai Şarap, şiirinden. Abdullah Neyzar Karahan, Dalgın Şarkı, Görsev İzmir 2007.



ince odaİNCE ODA

ah o sopalar ve kaldırımlar
daha yirmibeşine varırken hayatın
arkadaş özger
pencereden şarkı toplarken
ince bedeni ezilir
sebebini soramaz ölümün
... *

Oğuz Tümbaş, 3. şiir kitabı İnce Oda ‘da ince imgesinin etrafından geziniyor. Kitapta yer alan 40 şiirin 23’ünde ince sözcüğü kullanmış. İnce telâş, ince oda, ince çocuk, ince dal, ince hüzün, ince ıslık, ince kum, ince ince çıkmak, ince ayak, ince nehir, ince beden, ince çalgıcı, ince yağmur, ince yeri, incelik, incecik, ince şiir. Kuşkusuz bir imge, bir sözcük etrafında gezinerek yazmak, iyi bir şiir işçiliği gerektiriyor. Kitap bütünlüğünde olmasa da genel olarak Tümbaş bu inceliği yakalamış. İnce Oda ’da tema olarak bir genişlik, çeşitlilik olsa da duygunun en İnce Oda’sına oturan bir şairin duyarlığı var. Tümbaş, inceden bir hüznün ve inceden bir mutluluğun arasında gezinen tanıklarının şiirini yazmaya çalışmış. İnce bir duyarlıklık isteyen bu kitaba gereken inceliği göstermenizi önerim.
Meraklısını Not: ** Ruh İnce Çalgıcı, şiirinden. Oğuz Tümbaş, İnce Oda, İlya Yayınları 2007. Yürek Söylencesi ve Bellek Pazarı şairin önceki şiir kitapları.


İZMİR'DE KİTAP FUARINDA BİR KAÇ SAAT
İzmir benim için hep ayrı bir güzel, ayrı bir nazlı şehir. Burada kitap fuarlarının da havası bir başka güzel oluyor. 12. İzmir Kitap Fuarına birkaç saatliğine de olsa uğramam şansım oldu. Engin Sarı ve A. Neyzar Karahan ’la yaptığımız keyifli kitaplar arası yolculukta Hayri K Yetik, Yusuf Alper, Muzaffer Kale, Hüseyin Köse, Oğuz Tümbaş ve Mehmet Sadık Kırımlı ve Sina Akyol’ un kendi seçtiklerinden oluşan kitaplarını aldım. Namık Kuyumcu, Hidayet Karakuş,Timuçin Özyürekli, ayaküstü konuştuk. Oğuz Tümbaş, Sina Akyol, Muzaffer Kale, Engin Sarı, Abdullah Neyzar Karahan, Metin Cengiz ve Mehmet Sadık Kırımlı ’nın bulunduğu keyifli bir akşamüzeri birası ve sohbetiyle fuar turunu tamamladık.


BEŞ DUYUM ve LÂLFABE


gözünü seveyim göğe bakma
sensin esin sensin keskin kılıç yağmuru
güneş ölüsü gözlerini batırdığın bulut

kalbim açılmayan şemsiye*

Mustafa Ergin Kılıç, yeni bir alfabe arayışındaki lâlfabe ve duyumlarımıza ve duyularımıza yolculuk kitabı beş duyum kitaplarını geçen yıl yayımladı. Kılıç, lâlfabe ile 7.Altın Safran Belgesel Film Festivali 2006 Şiir Mansiyon Ödülü aldı. Kılıç, derli toplu şiir yazma uğraşında, tematik bütünlüğü yakalamaya özen gösteriyor. Kelimeleri parçalamayı içindeki ikinci, üçüncü anlamı yakalama uğraşında, bir çırpıda içine gireceğiniz bir şiir değil.Biraz okuma gayreti istiyor. Genel olarak bu iki kitabı sevdim. İyi yolda, yolunu bulmaya çalışanlardan…
Meraklısını Not:Aşk:çocuktaki iç, şiirinden, beş duyum, Kül Sanat 2006. Lâlfabe, Tay Dergisi Yayınları 2006


ŞİİR YILLIĞI FURYASI
Ramis Dara ’nın Akatalpa ’da yazdığı yazıları keyifle okuyorum.Yıllarla gelen deneyim bu olsa gerek. Şiir Yıllığı Furyasını Bir Anlamlandırma Denemesi başlıklı yazısında: “İmkânı bulan sazı kapıyor ve bildiği, duyduğu türkülere benzer türküleri bir araya topluyor. Bu karma ezgiler toplamını yılın albümü diye sözde piyasaya sürüyor.”
Ramis Dara’ya sanırım bunları yazdıran birazda Ali Püsküllüoğlu ’nun, kendine yazdığı mektup olsa gerek. İhsan Üren’ nin, Şiirimizde 2006 Ufuk Turu, başlıklı yıllıkçığında, Ali Püsküllüoğlu ’na hakaret içeren bir değerlendirmesi var. Hiç hoş olmamış, doğrusu çok garipsedim. Bakalım daha neler göreceğiz...



kazım koyuncuDÜNYADA BİR YERLERDEYİM
ardında bırakıp büyük çağrısını
ayrılık anı bu sisli şarkıyı
ırmaklar gibi akıp uzun uzun
terk ediyorum bu kenti
ah ölüler gibi…*

Dünyada bir yerlerdeyim. Kazım Koyuncu ’nun uzaklarda gülümseyerek izlediği son albümü olarak Halkevleri, ailesi ve sevenlerinin girişimleriyle yayımladı. Kazım Koyuncu’ nun içinde yer aldığı gruplar kaydettiği 11 şarkı ve 5 konser kaydı olmak üzere toplam 16 şarkılık vefa ve veda albümü. Albüm satışında oluşacak gelir, Kazım Koyuncu adını yaşatacak başka bir “projeye” aktarılarak, projenin büyütülmesi hedefleniyor. Her şeye rağmen bu dünyada şarkı söylediğin için teşekkürler Kazım Koyuncu…
Meraklısına Not:Ayrılık Şarkısı, söz: Mehmet Çetin, Müzik Hüsamettin Küçük. Dünyada Bir Yerlerdeyim Kazım Koyuncu, Halkevleri. Dağıtım : Esen Müzik.




sait madenYASAKMEYVE’DE SAİT MADEN KİTAPLARI
Çekirdek Yayınlarında 4 kitap olarak yayımlanan Sait Maden Bütün Şiiler’ ini, Yasakmeyve okurlarına hediye ediyor. Her dergi ile ayrı bir kitap veriliyor. Yani şansınıza, şayet Sait Maden’in bütün kitaplarını sahip olmak isterseniz,seriyi tamamlamak size kalıyor. Bence hoş bir uygulama olmuş.Benim payıma “Açıl, ey gizem!” düştü. Ayrıca Yasakmeyve’de Sait Maden, Nurduran Duman söyleşisinde: “Her Türlü oluşumdan, yerli yabancı her türlü etkiden, uzak biriyim ben.Kendi dilimdeki hiçbir şairin ya da değişik dillerde çevirdiğim hiçbir şairin en ufak etkisi yoktur şiirimde.”Diyor. Bunu başarmak kolay olmasa gerek. Onca şiir içinde oynaşıp kendi şiirini çekip çıkarmak.



yitik ülkeGRİ HİKÂYELER

yağmurlu bir geceydi, ben biraz sağanaktım.
sekiz ekim’di. doğum günün.
ve ben park halinde bir aşka çarptım.
...*

Göksel Bekmezci’ nin şiirinde insana sempatik gelen bir akılcılık var. Henüz yolun başında, kelimelerle oynamayı çok seviyor. Şiirlerin hikâye yönü ağır basıyor. Nerede, ne bulduysa almaya çalışmış yazdıkları içine. Buluşlara dayalı, ayrıntıcı bir yaklaşım. Kendi kendine konuşan dizeler toplamı. Genelde okuru yanıltıcı kelime oyunlarını sık sık başvuruyor. Sanki Oğuzhan Akay’ın izinden gider gibi bir hâli var. Bekmezci, özgeçmiş yazısında: “Bazı dergi, gazete ve internet sayfalarında şiir, mizah hikâyeleri ve denemelerim; kimi zaman hatırla, ricayla, kimi zamanda kendiliğinden yayıma değer görüldü…” Bu samimi ve sıcak tavrından, ilerleyen yıllarda da kopmayacağını umuyorum.

Meraklısını Not:bu gece biraz şarampolüm sevgilim, şiirinden Göksel Bekmezci, Gri Hikâyeler, Yitik Ülke Yayınları, Eylül 2006 *



kitaplık“Vesikaların vesikası, bütün alenîliğine rağmen budur! En büyük şairimiz (!) şarap renklâmcısı!”

Kitaplık Dergisi, şubat sayında; Ali Görkem Userin, “Yahya Kemal ve Kavaklıdere” ilanı başlıklı yazını büyük bir keyifle okudum. İlk fırsatta okumanızı önerim. Şairlerimiz bugün reklamcılığı meslek seçmelerinin kökeninin sanki Yahya Kemal kadar uzandığı hissine kapıldım. Gerçi yazıda Yahya Kemal’in bu işi bir defa yaptığı belirtiliyor.Ama bu işin öncüsü olduğunu kabul etmekte bence sakınca yok. Bu vesileyle şairin en sevdiği içkinin:“Viski... Olmayınca rakı ve votka.” olduğunu da öğreniyoruz. Yazıyı okurken aklım hep Yahya Kemal'in dizeleri olan şaraba gitti. Ne keyifli olurdu, Yahya Kemal dizeli şarabı içmek şimdi...
Meraklısını Not: Kitap-lık, Şubat 2007 , sayı 102. Yahya Kemal’in Kavaklıdere Şarapları reklamı ve şişelerindeki dizeleri:
BİZ VEDA ETMEK ÜZEREYİZ KEDERE
GETİR AHBABA BİR KAVAKLIDERE




RÜZGÂR ŞİİR YAŞAM
Murat Koçak’ ın kişisel gayreti ile yeraltından yeryüzüne esen bir “rüzgâr” serinliğinde Rüzgâr Şiir Yaşam yayımlanıyor. Kitap formatında, düzenli aralıklarla olmasa da yılda 3 - 4 defa esmeye özen gösteriyor. Benim elimde (Yeni) V sayısı var. Ahmet Oktay, Ahmet Erhan, Cevat Çapan, Muhammet Güzel, Murat Koçak, Selman Ada, Zeynep Köylü, Derya Önder, Salih Aydemir…şiirleriyle yer alırken, Selman Ada’nın yaşam öyküsünün birinci bölümü ve Dr. Sedat Gümüş’ anısına yazılanlar Rüzgâr Şiir Yaşam' ın bu sayısında savrulanlardan sadece bir bölümü. İsterseniz bir yerlerden Rüzgâr’ı edinmenin yoluna bakın...

Meraklısını Not: Rüzgâr ulaşmak için, Rüzgâr Dayanışma Sandığına 20 YTL bırakmanız yeterli.Bu sandığı nerede bulacağım derseniz: ruzgarlik@gmall.com adresine bir mail atarsanız,size yardımcı olacak bir esinti mutlaka çıkacaktır.



KABAK ÇEKİRDEĞİ ŞİİR ANTOLOJİSİ
Avucunda ben olsaydım
Parmaklarınla tutup götürür müydün
Dudaklarına ?

Kabuğundaki tuz yerine
Emer miydin
Dudakları mı ? *

Nereden aldığımı tam hatırlamıyorum.1962 yılında ilköğretim müfettişi Muzaffer Aktuğ tarafından hazırlanan, Kapak Çekirdeği Şiir Antolojisi’ ni elimde buldum.Bugünlerde şiirimizde yeme,içme izleri üzerine arayış içindeyken dikkatimi çekmiş olmalı. Muzaffer Aktuğ, Kabak Çekirdeği şiirinden dolayı bu adı antolojisine vermiş. Benim bugüne kadar rastladığım en ilginç isimli şiir antolojisi Kabak Çekirdeği. Muzaffer Bey, 1950'li yıllarda arkadaş defterlerinden ve sevdiği şiir kitaplarından topladığı, şiir defteri toplamında bir çalışma.Kabak Çekirdiği özelinde tematik bir bütünlüğü yok.Ama çook keyifli şiir yolculuğu oldu benim için. Kapak Çekirdeği’ni bir yerde bulma ihtimaliniz olduğunu pek sanmıyorum ama ben yine de dağıtım adresini vereceğim meraklısına.
Meraklısını Not: *Muzaffer Aktuğ’un Kabak Çekirdeği şiirinden, Kabak Çekirdeği Şiir Antolojisi,Kemal Matbaası , Adana 1962. 2000 adet basılan kitabın dağıtımını ise Mehmet Barutçu Kitapevi P.K.12 Hatay



ŞİİRİN LAV İZLERİ

Hilmi Haşal, Bursa’dan şiirimize nefes olan şairlerimizden.Yeni Biçem’den Akatalpa’ ya Bursa ‘da çıkan edebiyat dergilerinde hep emeği olan bir şair Hilmi Haşal. Son kitabı, Şiirin Lav İzleri, şiiri üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Hilmi Haşal’ ın tanımıyla Şiirin Lav İzleri. “Yıllardır, defterlere,ajandalara, gölge atan küçük karalamalar. Söz jimnastiği, düş akrobasisi, umut kırıntısı…Yani ‘kendi yaranı kendin sar’ yöntemine uygun düşen, şiir sıkıntısını sağaltıcı ara pasajlardır.”
Meraklısına Not: Şiirin Lav İzleri, Hilmi Haşal, Yom Yayınları 2006.




...
adresini sorduğun gülü,
kim sevebilir ki dostum
iki umutsuz şairden başka!*

Ahmet Uysal, İda Dağı’nın eteklerinde, yaratıcılığının en verimli günlerini yaşıyor. Şiirtüven, Uysal’ın son yazdığı şiirlerinden oluşan dördüncü şiir kitabı. Ahmet Uysal, başına buyruk, geniş bir yelpazede geziniyor. Temasal bir bütünlük olmasa da İda eteğinde gezinen ve İda temasının, İda coğrafyasının öne çıktığı şiirlerden oluşuyor Şiirtüven. Uysal’ın şiirinde, çocuksu bir saflık ve samimiyet içten içe size içine alıyor. Ahmet Uysal’ın Şiirtüven ’ini İda Dağı’nda çiçekten çiçeğe gezinen, bir arının düşleri gibi okudum. İsterseniz sizde takılın, çiçekten çiçeğe konan arının peşine….
Meraklısına Not: Ayna Aşka Düşenlerin Şiiri, Ahmet Uysal , Şiirtüven, İmbat Yayınları 2006.


CAHİT SITKI, DANTE VE “OTUZ BEŞ YAŞ"
Sözcükler Dergisi’ nin 4. sayısında Gürhan Tümer, Cahit Sıtkı, Dante ve “Otuz Beş Yaş” üzerine bir değerlendirme yazmış. Bu vesileyle fark ettim ki, sevdiğim “Otuz Beş Yaş” şiiri, otuz beş dizeden oluşuyormuş.Hiç dikkat etmemiştim. Tümer değerlendirmesinde: “Demek oluyor ki, Dante, Cahit Sıtkı’dan on yıl daha fazla, elli altı yıl yaşamıştır. Ama oda tıpkı Tarancı gibi, yetmiş yaşına varamadan vefat etmiştir. Dolayısıyla, nesnel gerçeklerin yansıtılması bağlamında yaklaşıldığında, Dante’ nin uygun bir örnek olmadığı açıktır.”
Meraklısına not:Meraklısına Not: Gürhan Tümer’ in değerlendirmesinin odağındaki Cahit Sıtkı dizeleri:
“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrüm”



MEHMET ESEN'NİN AHMET KAYA'YA MEKTUBU
Mehmet Esen, Kaçak Yayın’ nın Ekim sayısında Ahmet Kaya’ya bir mektup yazmış. Eski bir dosta yazılmış güzel bir mektup.Tarık Akan ’ın Yılmaz Erdoğan’ın ,Yılmaz Güney’e benzetmesine verdiği yanıt: “Yılmaz Güney’i benzettiği adama bak. “Bir Demet Tiyatro” Atila Atalay’ın “Sıdıka”sı, “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü” Haldun Taner’in “Ay Işığında Şamata”sı, “Vizontele Tuuba” ise, Hatırlarsın Yugoslav filmi vardı, kısa film, adı “Balyoz”, seninle çok sevip konuşmuştuk bu filmi, filmindeki civciv hikâyesini ordan al…” Ne demeli, bilemiyorum. Bir esinlenme rüzgârıdır gidiyor. Mehmet Esen yazdıkları için tehdit edildiğini dahi yazmış ki bu işin başka üzücü tarafı…



hayko cepkinSAKİN OLMAM LÂZIM

Kurtarın beni tutun elimden düşmeden
Kollayın beni korkar oldum ben her şeyden
Unutmam seni çok acı verdin giderken
Hâlâ çok yeni yarası saklı derinde
Yok mu bunun ilacı *



Hayko Çepkin, sessiz ve derinden giden yolculuğunu, evi kapanıp yaptığı sert ama hüzünlü bir albümle gün ışığına çıkarıyor. Bugüne kader klavyedeki yeteneğini, bir çok solist ve grupla sergileyen Hayko, kendi albümünde ne kadar güçlü bir vokal olduğunu da gösteriyor. Önümüzde yıllarda bu gence dikkat. Hayko Çepkin'in sahne performansını izleyince insan keşke albüm, ev kaydı ile yetinmeyip stüdyoda okunsaymış dedirtiyor. Ama bu hali de çok güzel bir albüm, sert sevenlere önerilir…

Meraklısını Not: *Yarası Saklım , şarkı sözünden, Hayko Çepkin ,Sakin Olmam Lâzım, Emı 2005. Albümle yetinmeyin Hayko’ yu sahnede mutlaka izleyin. Enerjisini ve sahne hakimiyetini seveceksiniz. Son yıllarda çıktığı sahneye, bu kadar saygı gösterip hazırlıkla gelen sanatçı pek yok.


ŞİİR VE HAYAT’A DAMAR’DAN ELEŞTİRİ
Damar Dergisi’nin Ekim sayısında, Tahsin Şimşek, Şeref Bilsel ve Cenk Koyuncu’ nun birlikte hazırladığı, “Şiir Defteri Şiir ve Hayat” üzerine yazmış. “Gettolaşan bir edebiyat olduğu için, içe kapandıkça birbirlerine daha çok benziyorlar. Kale gibi arkasında durdukları o küresel “Bireycilik”, bir iki istisna dışında bireysel farklılıkları da ortadan kaldırmış. Şiir okullarınının bu kadar çoğalması, görülen o ki her şair “Ali bal al” kalıbına mahkûm ediyor. Bu otistik şiirini en kötü yanı, Türkçemize ve kültürümüze tamamen yabancı tatlar içeriyor olmasında; unutmayalım ki şiir hamburger değildir…”

Meraklısına Not: Şeref Bilsel, Tahsin Şimşek’in “Kötü Şiir Enflasyonuna Bir Şiir Tepkisi” yazısının birden çok dergide ve internet sitesinde yayımlanması üzerine “tam dayalık” demesinin, bu yazının çıkışında etkili olduğu seziliyor. Gerçi, Şimşek yazının kendi bilgisi dışında dağıldığını belirtiyor. Yazının dağıtımında şair Bülent Özcan ’ın emeğinin, katkısının çok olduğunu da hatırlatmakta fayda var.




READING ZİNDANI BALADI
...
Ama gene de herkes sevdiğini öldürür,
Bu böylece biline,
Kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!
...*

Özdemir Asaf, çevirisi ile Oscar Wilde kitabı. Karısını boğazını keserek öldüren, Krallık Muhafızı Süvari Bölüğü askerlerinden Charles Thomas Wooldridge ; Reading zindanın idamına kadar yaşadıklarının Oscar Wilde tarafından yazılan şiiri. 1896 yılında İngiliz kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan bu cinayet gibi şiiri de tartışmalara yol açmıştır. İngiltere’de cezaevlerinin yeniden düzenlenmesi, ceza uygulama sistemlerinin düzeltilmesini sağlayan yasaların çıkmasında şiirin doğrudan katkısı olmuştur. Şiirin yedinci baskısına kadar kimin tarafından yazıldığı açıklanmazken ,yedinci baskıda C.3.3. sicil numarasının altında parantez içinde yazarının adı, Oscar Wilde yazılıyordu. Oscar Wilde severlerin, Özdemir Asaf çevirisi yayımlanan buram buram da Asaf kokan kitabı seveceklerini tahmin ediyorum.
Meraklısına not:Reading Zindanı Baladı şiirinden Oscar Wilde, çeviren Özdemir Asaf, Epsilon Yayınları 2006. C.3.3. Oscar Wilde ‘ın Reading Zindanında mahkum olduğu dönemdeki sicil numarasıdır. C bölümü, üçüncü koğuş, üçüncü hücre.



MEĞER SÖZ BAKIR

Uykuya gitsem
aziz uykuya.

Yedi kulaç derinde
huzurile düş görsem.

..Değil, mümkün değil..
aklım hâlâ aklımda.*


Sina Akyol, şiirini sevdiğim şairlerin başında gelir. Meğer Söz Gümüş (1996) da yayımlamıştı. Hem Cemal Süreye, hem de Yunus Nadi ödüllerine alan kitabından on yıl sonra Meğer Söz Bakır ’ı yayımlandı. Geçen zaman "gümüş" olan sözü "bakır" yapmış. Bir açıklaması vardır elbet. Sina Akyol, şiirinde derin bir anlam arayışı var ve fısıltıyla ağır aksak söylenmiş şiirler gibi geliyor bana, sürekli kendiyle, uğraşan, kendiyle uğraşırken de dünya ile boğuşan şiirler. Ama öyle avaz avaz bağırmıyor, aksine kısık sesle, suskun suskun söylüyor. Seçkinci bir tavır içinde, özenle seçiyor kelimelerini. Şiiri belki de bulduğu yeni bir dille yeniden yeniden yazıyor. Meğer Söz Bakır’ da alışık olduğumuz kır, doğa izleğine, ölüm izleğini de ekliyor şiirine. Bir sözcükten bin derin yolculuğa çıkmaya heveslilere sükûnetle önerilir.
Meraklısına sükût notu: Aklım hâlâ aklımda, şiiri Sina Akyol, Meğer Söz Bakır, Yasakmeyve Komşu Yayınları Mayıs 2006.


REFİK HALİD KARAY GUSTO’ DA
Türkiye’nin ilk içki kültürü dergisi Gusto, “Bir kadeh bir edebiyat” dizisini ikincisinde Refik Halid Karay’ın 1930 yıllarında yayımlanan “Deli” kitabından, Şişeye ve İnsana Dair ile Bir İçim Su kitabından İçkilerinin Tahlili nefis yazılarını yayımlıyor. Hayatı sürgünlerde geçen Karay’ın kaleminden lezzet damlattığı satırlarından bir damla : “ Neyin sarhoşu olur isen ol, isterse Karakulak suyunun...O dahi fenadır! Şöhret sarhoşluğu ise beterin beteridir.”İkinci damla: “Şiir, bence,dimağın busesi demektir.Dimağımızın da ara sıra şımarık ve içli bir çocuk gibi öpülmeğe, okşanmaya ihtiyacı vardır.Bu fennin tırnakları ve ilmin dikenleriyle yapılamaz.”
Meraklısına Birinci Not :Refik Halid Karay’ın Deli ve Şişeye ve İnsan Dair kitaplarını İnkılâp Kitabevi yeniden bastı.Orijinal baskıları içinse biraz sahafları gezmeniz gerekecek.

Meraklısına İkinci Not :Gusto Dergisi, Mehmet Yalçın Sahipliği ve Genel Yayın Yönetmenliğinde, 6 yıldır yayımlanıyor.İçki kültürünü özellikle şarap kültürünü geliştirmek isteyenlerin mutlaka izlemesi gerekli bir dergi.



SÖZCÜK İÇİNDE SÖZCÜK EN İÇTE SENSİN
...
Sözcük
sözcük
seni arıyorum
evrende
bulan var mı diye
her sözcüğe seni soruyorum
...*

Sözcük İçinde Sözcük En İçte Sen, Uluer Aydoğdu ’nun uzun boylu şiir kitabı. Kitap kapağındaki aşırı renklilik gözü yoruyor. İlk anda şiiri kitabından daha çok şiir dergisi ile karşılaşmışınız izlenimini veriyor.Uluer'in kitabı, alabildiğine serbest, özgürce yazılmış uzun bir şiirler ya da kısa kısa isimsiz şiirlerden oluşuyor. Uluer Aydoğdu, "sözcük" ve "sen" kelimeleri üzerine biraz yoğunlaştığı görülüyor. İnceden bir erotizmden kokularından söz edebiliriz. Zaman zaman benim pek sevemediğim, görsel şiir denemelerinin de kitaba sızdığı, bir solukta okunacak uzun isimli bir şiir kitabı. Fanzin bir yayın olduğu için ulaşmanız bir zor olacak ama şiirden ümit kesilmez.
Meraklısına Not :Sözcük İçinde Sözcük En İçte Sensin, Uluer Aydoğdu, Denizsuyukasesi Fanzin Yayınları 2006.Aydoğdu'nun "Yaşlı Büyücünün Memeleri" ve "Hayal/Et Hiç Bitmeyecek Çünkü" adlarında benim de okumadığım iki şiir kitabı daha var



oğuzhan akayÜRK ŞİİRLERİ
...
Gökte bulut laz, mevsim yaz, oturmuşuz banka
Bizim duruşumuzdan fotoğraflar çıkar, aşk çıkmaz
Ben kaderimi ararım ve meşgul çalar
...*

Oğuzhan Akay, severek okuduğum şairler arasındadır. Akıla dayalı, akıcı şiirini severim.İlk CinAyetler (1989) kitabıyla tanışmıştım. Bence en Oğuzhan Akay şiirleri bu kitapta saklı. Ürk Şiirlerinde, Akay’ın 2002 sonuna kadar yazdığı şiirleri kronolojik sırayla okuyorsunuz. İsterseniz sayfalarını perforajdan ayırıp dostlarınıza Oğuzhan Akay imzalı olarak armağan edebiliyorsunuz. Yine güzel bir buluş ve güzel çalışma. Şiirin de yaratıcı yönetmeni gibi yazmaya devam ediyor.Adı sizi ürkütmesin ,Ürk Şiirleri’nin,Akay şiirini severlerin seveceği bir kitap olmuş.
Meraklısına Gereksiz Not :Tuhaflıklar şiirinden, Ürk Şiirleri, Oğuzhan Akay, Altıkırkbeşlik Yayınları 2003. Oğuzhan Akay’ ta internet sever şairlerimizden vakit buldukça ziyaret edibilirsiniz.Mesai saatleri dışında gezilebiliyor.


80’li YILLARIN ŞİİRİNE DAİR BİR SORUŞTURMA DA MÜHÜR’DEN
Şiirimizi yıllara göre kuşaklaştırma alışkanlığa var. Mustafa Fırat’ da Mühür Dergisi’nin 10 sayısında 80’li yılların şiiri üzerine hoş bir soruşturma yapmış. Dosya alışılmışında bir uygulama ile her şaire, yazara farklı sorular sorulmuş.Hilmi Yavuz, Orhan Koçak, Veysel Çolak, Abdülkadir Budak, Seyhan Erözçelik, Salih Mercanoğlu, Bâki Ayhan T., Aydın Afacan, Osman Hakan A., Ali Günvar, Orhan Kahyaoğlu, Hüseyin Atlansoy, Ahmet Tüzün, Kemal Çubuk soruları yanıtlamış. Kaynak olabilecek güzel bir dosya olmuş. Dosyadan görebileceği ortak kuşaktan söz etmek güç. Aynı yıllarda yazmak benzer şiiri yazmayı gerektirmiyor. Dergiler etrafındaki kadrolaşma çabaları biraz şiirimizi biraz kısır bıraksa da beğeni çerçevesi geniş editörlere sahip oldukça, şiirimizin daha geniş açılımlara ulaşacağına inanıyorum.



ÖLÜME DİRENEN ŞİİRLER
...
aşk, eski bir şiir oluyor bende
geçerken yaşamadığım o hayatın kıyısında
baktıkça da artıyor kimsesizliğim
göğü dolduran her şeye
bakarken duraklara ve kitaplara
yüzün geliyor aklıma
...*


Zamansız şiirimizden ve dünyamızdan ayrılan şair Ender Sarıyatı. Ahmet Günbaş,’ın özenli çalışması sonunda ölümünden tam 24 yıl sonra “Ölüme Direnen Şiirler” kitabıyla şiir okuruna merhaba diyor...Ben bu kitabı bugün okuyabiliyorum, yani tam 30 yıl sonra...Kitabın hazırlanmasında büyük emeği geçen Ahmet Günbaş, “Bence, Ender Sarıyatı’ yı unutturmak cinayetlerin en büyüğü olurdu!” Diyor. Ve bu cinayete ortak olmayıp 1970 yıllarda Dost, Yordam ve Soyut Dergileri başta olmak üzere dönemim dergilerinde yayımlanan şiirlerini derleyerek Ölüme Direnen Şiirleri çıkarıyor karşımıza.Bu özenli çalışması ve gösterdiği vefa örneği için de Ahmet Günbaş'a teşekkür etmek isterim.
Meraklısına Not :Eski Bir Şiir, şiirinden, Ender Sarıyatı, Ölüme Direnen Şiirler,Hazırlayan Ahmet Günbaş, Etki Yayınları 2000. Ender Sarıyatı, 1948 yılında Uşak'ta doğdu. İşsizlik ve yoksulluk içinde geçti ömrü. Henüz 28 yaşındayken, İzmir'de, 1976 yılında yaşama veda etti. 1970'li yılların başlarında Soyut, Yordam ve Dost dergilerinde şiirleri yayımlandı.



MOLOZ PARK
dişlenmiş bir kök gibi
saldık kendimizi suya
suya ve toprağın çamuruna bulanmış
binlerce ayaklı böcek familyasına
direndikçe mezar kazıcılara
kendimizden yittik
keşfimizin lanetinden korunmalı kazıcı*


Moloz Park , Saliha Aylin Antmen ‘in ilk kitabı. Kendiyle ve dünya ile uğraşan, boğuşan temasal bir yolculuk içten içe gözleniyor. Geniş zaman boşluğunda yazılmış, genelde akıcı, zaman zaman zorlama dizelerden kurulmuş bir ilk kitap. Antmen içinden geldiği gibi yazmış, yer yer gerçeküstü öğelerin peşinde evrensel bir mutluluk arayışı, kendiyle konuşan, yaşamın her alana yönelik başıboş dizeler dikkat çekiyor. Antmen ’in kısa dünya yolculuğunun içsel boğuşmalar kitabı Molaz Park. Biraz daha seçkinci davranılsa üzerine biraz daha çalışılsaydı; çok daha iyi şiirler okuyacaktık kuşkusuz. Ama Antmen’ nin şiir ışığı var. Oda onu şiirini tanımanız ve tanışmanız için sanırım yeterli...
Meraklısına Not :.Defin Parkı şiirinden , S.Aylin Antmen, Moloz Park, Liman Yayınları, 2005.



HAYAT VE ÖLÜM, AHMET ERHAN KİTABI

Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum
Bugün de ölmedim anne*


Hayat ve Ölüm kitabı ’nda yer alan yazılar yaklaşık on yıla yakın bir zaman dilimi içinde yazılmış. KavramKarmaşa, Varlık,Bahçe, Şiirli Çıkın, Edebiyat ve Eleştiri, Şiir Ülkesi ve Bireylikler dergilerinde daha önce yayımlanmış yazılarının toplamından oluşuyor. Ahmet Erhan şiirini tanımak isteyen için iyi bir rehber. Bugünde ölmedim anne,şiir, resimli ahmetler tarihi, daüssıla, çok yaşa ahmet erhan, devrimci sarhoşluğu, köpek yılları, yazısı, kayıp ilanı, köpek ilanı, şehirde bir yılkı atı bölümlerinden kurgulanan kitapta Ahmet Erhan şiirinden örneklerde yer alıyor.nŞiirinde 30 yılını kutlayan Ahmet Erhan’nın, nice 30 yıllarda da yazısı ve şiirini okumak ümidiyle..
Meraklısına Not:*Ahmet Erhan, Bugün de Ölmedin Anne şiirinden, Halim Şafak ’ın , Hayat ve Ölüm 30. yılında şiir ve yazısıyla Ahmet Erhan Kitabı , Kül Sanat 2006.



SÖZ VERMİŞ ŞARKILAR

Kim geri verebilir bana
Harcadığım gençliğimi
Dağınık yatağım, mutsuz yatağım
Onardın mı yüreğimi?

Gün gelir hesap sorar
Yaşanmamış duygular
Yüzünüze örülür böyle
Geç kaldığınız kapılar

Sevginin gücünü görmeyen gözler
Gecikmiş yaşlarını döker
Öyle bir an gelir ki
Sevişmek ölmeye benzer
Dağınık yatağım, mutsuz yatağım
Seni artık yalnızlık bekler *

Murathan Mungan, günümüz şair ve yazarları arasında en planlı programlı çalışanlardan başında geliyor.Osmanlı’ya Dair Hikâyat ile başlayan şiir yolculuğunda, herkesi kıskandıracak görsellikte ve içerikte kitaplar yayımlıyor, yayımlamaya devam ediyor. Osmanlı'ya Dair Hikâyat ’ta görsel düzenleme ve Söz Vermiş Şarkılar’ daki kitap tasarımı ve görsel düzenleme arasında uçurum ve gelişim çizgi hayran olunmayacak gibi değil. Söz görsellikten açılmışken, kitaplarda kullanılan Murathan Mungan resimlerindeki değişime de dikkatinize çekmek isterim. Bu serüveni daha iyi izlemek için, Mungan ’ın Eteğimdeki Taşlar kitabının kapağına bakmanızda da fayda var.

Meraklısına Not : Dağınık Yatak şiiri, Murathan Mungan, Söz vermiş şarkılar, Metis Edebiyat. Kitap da okuyacağınız her şiir, her şarkı sözünü zaten bir yerlerden hatırladığınızı göreceksiniz..


KARA ZAMAN ŞİİRLERİ

Âdem yaratıldığı an
Toprak gerildi kasıklarından
Soğudu taş oldu magma
Eridi
Aktı
Zaman...*


Kenan Sarıalioğlu,’nun üçüncü şiir kitabı, Kara Zaman Şiirleri. Bendeki zaman ve zamandaki ben olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Zaman, teması üzerine kurulu bir “an” da okunacak zaman şiirlerinin peşine düşmüş Sarıalioğlu. Tema ile birlikte biçim denemesi ve bir biçim arayışı görüyoruz. Bütün şiirler üç dize ve dördüncü dizenin kelimelerin alt alt yazılmasında oluşuyor.Bu kural “iki ayna” şiiri dışında bütün şiirlerde geçerli. Her şiir de zaman sözcüğü bir kere kullanılıyor ve dikkat çekmesi içinde koyu renkli olarak vurgulanırken; bu kural sadece “başdönmesi” şiirinde bozuluyor ve zaman sözcüğü iki defa kullanılıyor.Genel bir kafiye kuralında olmakla birlikte her şiirde iki dize biriyle kafiyeli olduğu görülüyor. Son derece akıcı bir dille yazılmış, üzerine çok çalışıldığı her halinden belli olan bu usta işi şiirleri, zaman kaybetmeden okumanızı öneririm. Zaman ufkunuzun değişir mi bilememem ama en azında zamanı kazanırsınız...

Meraklısını Not: *ilk , şiiri, Kenan Sarıalioğlu, kara zaman şiirleri, Kül Sanat 2006. Kitabım son bölümünün yer alan iç notlar dikkatimi çekti ama doğrusu bir şey anlamadım.Şairin kendine notları olsa gerek.Kenan Sarıalioğlu ’nun , yeni şiir kitapları; İçdeniz ve Fosil bekliyoruz.Neden bilmem ama fosil şiirleri daha bir merakla bekliyorum.


BİR ALBATROSUN DÜŞLER DEFTERİ


vahşi bir rüzgarla denizlerin
ağladığını söyledi tayfalar
yakaladı utanç ve gurur
Baudelaire’i sersefil kanatlarından

ve ben sonsuz sürgünde
tayfalardan daha yakın buldum
albatrosları kendime

utancı ve gururu taşıdı
kanatlarında albatroslar*


Uzun bir yolculuğun sonunda, Hüseyin Avni Cinozoğlu’nun 15 şiir kitabından seçtiği şiirler toplamı Bir Albatrosun Düşler Defteri. Hüseyin Avni Cinozoğlu, Safranbolu’da sessiz ve yalan şiiri peşinde koşuyor. Safranbolu’nun sokaklarından, Okyanusların efsane kuşa albatrosa kadar uzanan geniş kelime hazinesine sahip. Günlük konuşma dilinin akıcılığında sevgilinizin kulağınızı bir şeyler fısıldanıyormuş hissiyle okuyacağınız şiirler yazıyor. İstanbul, hüzün, Safranbolu, aşk, sevda peşinde yalnız uçan bir albatrosun şiirlerini okumak isterseniz Bir Albatrosun Düşler Defteri ile tanışmaya bakın.
Meraklısına gerekli not: Albatros şiiri, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Bir Albatrosun Düşler Defteri, Kül Sanat 2006.



GÜLE GÜLE EMİN AKDAMAR

doğrusu
bunu beklemiyor kimse
elsiz kolsuz çoğu
körler gibi birbirine tutunmuş
isimler çağırıyorlar
umutsuz ağlıyor hepsi
yanıtsız bir hortum burada her soru
dağılıp toplanıp ah! diyorlar
öldük mü yoksa? *
....
Güzel kahkahaların adama sevgili Emin Akdamar ’ı da sonsuzluğa yolladık. Yazdıklarıyla yetinmekten başka yapacak bir şey yok. Geriye kalan 2 kitap üzerine ve çalışılan dosyalar, şiirler ...Yazları Kayseri'de olduğumda, pazar ya da cumartesi günleri Kayseri'de Emin Akdamar, Ahmet Ada, Halim Şafak, buluşur şiir üzerine konuşurduk. Gidebileceğimiz fazla mekan olmadığı için kahvehanelerde millet kağıt oynarken biz şiir konuşurduk. Sonra uzun süre görüşemedik. En son Kayseri'ye gittiğimde Halim Şafak, Fuat Çiftçi ile sohbet ettik. Emin Akdamar, Kayseri dışındaydı. Görüşemedik. Halim 'den son kitabı Rehgüzar ’ı almıştım. Kuşadası'nda yazlığı olduğunu biliyordum.Ben de tatil için oradaydım.Ve Halim Şafak'ın mesajı ile şaşırdım kaldım. Ne demeli bilemiyorum... "Ama senin yazdığın her şeyde şiir oluyor" be Akdamar...

Meraklısına Not:*Eks şiirinden , Emin Akdamar.16 Eylül 1955 tarihinde Kayseri'de doğdu. Şiirleri Yazıt, Yazılı Günler, Damar, Eşik, Kavram Karmaşa, Edebiyat ve Eleştiri, İmlasız, Varlık, Şiir Ülkesi, İnsancıl, Karşı, Bahçe, Biçem gibi dergilerde yayınlandı. Bir grup arkadaşıyla birlikte bir dönem "Eşik" dergisini çıkardı. "Ağustos Yazdan Sayılmaz" (Suteni Yayınları-Temmuz 1996),"Rehgüzar" (İdil Yayınları-Şubat 2005) yayımlanmış şiir kitaplarıdır.Zamansız kalp krizi ile aramızdan ayrıldı.



HİKAYELER ANLATILDI
Hikayeler anlatıldı
Aşk meşk bağlılık hakkında
Ağlayacak yer kalmadı
Sahte dostların omzunda*
...
Gripin, sessiz sedasız ilerleyen alt grup yolculuğundan sonra hayatımıza giren, gürültülü müziğindeki güzel şarkı sözleri ile yer eden iyi bir rock grubu. Evren Gülçığ güçlü şarkı sözleri ile dikkat çekiyor. “Sen hiç yalnız kalmadın mı? / kalabalığın içinde” diyen Birol Namoğlu ‘da gruba müziği dışında yazdığı şarkı sözleriyle güç katıyor. Gripin, Birol Namoğlu: vokal ve geri vokal, Evren Gülçığ: bas gitar – akustik gitar, Murat Başdoğan: gitarlar, İlker Baliç:davul, Arda İncioğlu:Klavyelerde. Türkçe sözlü rock müziğin iyi örneklerinden birini dinlemek istiyorsanız Gripin iyi gelecektir. Üstelik her zaman içebilirsiniz.
Meraklısına Not:* Evren Gülçığ / Gripin Hikayeler Anlatıldı. Daha da meraklandıysanız :www.gripin.org. Kesmezse de gidip bir cd ya da kaset alın.


YEMİNLİ LEVANTEN MANASTIRI

sen geldim aklıma
sana sarılmak geldi ardından

kokunun sindiği
saf yünden bir kazağa
değdiğinde dudağım
yüzümden yüz bularak
olanca ağırlıyla başımın
ağır çekimde
gömüldüğümde o bucaksız güvene.
...*
Esra Balaban'nın Yeminli Levanten Manastır'ı ince bilekli tuz ruhu, kaynağında şişelenmiştir ve lavanta tabirleri olmak üzere üç bölümde oluşuyor. Balaban ’ın akıcı bir dili var. Ayrıntıları ve buluşları seviyor, günlük yaşamın içinde ki şiiri yakalamaya çalışıyor.İnceden bir lirizm sızıyor şiirinden..Kitabın adı ile şiirleri pek örtüştürdüğümü söyleyemeyeceğim. Zinfandel, pinot noir gibi bizde az bilinen üzümlerden, limonluk ve örtüye uzanan ayrıntılardan şiiri arayan; zevkli okunacak bir kitap, bir yerlerde rastlarsınız okumayı ihmal etmeyin..
Meraklısına Not: Esra Balaban, Yeminli Levanten Manastırı, *Saf yünden bir kazağa şiirinde,İlk Kitaplar, İdil Yayınları 2005



ÖDÜLLER, ÖDÜLSÜZLER VE ÖTEKİ- SİZ’ LER
Öteki- siz temmuz-ağustos sayısında; cumhuriyetten günümüze şiir ödülleri Dosyasını Salih Aydemir ve Derya Önder hazırlamış. Ellerine, emeklerine sağlık bu konuda kapsamlı bir doysa oluşturmuşlar. Ne çok ödül ,ne çok ödül alan şairimiz varmış bu sayede öğrendim.Yarınlara kalacak kaynak bir eser olacağına kuşku yok.Bakalım ne tartışmalar yaratacak onu önümüzdeki günlerde göreceğiz.Ödüllere olan saygı zarar vermemek adına ödül ve hatır satır ilişkile işine fazla girilmemiş olarak yorumluyorum.Yoksa her ödül sonrası yaşanan tartışmalar böyle bir dosyada atlanmazdı.Ama Şerif Bilsel, yanıtı bu çerçevede dikkate çekici; “İneğini satan fotokopiciye koşuyor;dereceye giremeyenler adları duyulmasın diye bir başka masrafa girip tertip komitesini aramak telefonlara sarılıyorlar! Yazık bu gençlerin paralarına...Benim gibi ağzınızın payını bir seferde alıp neden oturduğunuz yerde oturmazsınız? Bırakın ödülü bugüne kadar övgüye değer bile bulunmamış biriyim.Gerçi birkaç arkadaşım tarafından “dikkate değer” olduğum söyleniyor! Bu da yeter.” Türk edebiyatının ödül serüveni izlemek için en kısa sürede bir Öteki-siz alan ilerde olurda,ödülü ,olurda bir gün yarışmaya katılırsanız elinizde kaynağınız olur...


ELEM ÇİÇEKLERİNİN ŞARABI : Klein Constantia
Elem ( kötülük ) Çiçekleri kitabı ile tüm dünyada ünlenen ve sevilen şair C.Bauderaıre, kitabında şarap için beş adet şiir yazmış.Şarabın ruhu, paçavraların şarabı, katilin şarabı,münzevinin şarabı ve aşıkların şarabı. İşte Bauderaıre ilhan veren 18 ve 19 yüzyıllarda dünya saraylarının efsanesi Klein Constantia' i tatmak benim için tarif edilmez duygu. Güney Afrika da bağları kuruduktan sonra 1980 yılında Güney Afrika da üfleme camdan ilkel şişesine de sadık kalınarak yeniden diriltilen bu efsane misket şarabının, Mahzendeki Şiirler içinde şimdiden ayrı bir yeri oldu; tatlıyla ekşinin kadehimde sevişen mutluluğu'nu yaşadığım Constantia ile beni tanıştıran;Türkiye'nin ilk içki kültürü dergisi: Gusto 'nun Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yalçın'a teşekkür etmek isterim. Denk gelir diye bir gün, şarabıda şiiride aklınızın bir köşesine yazın, o gün daha bir mutlu olursunuz...
Bu şarabı başka kim içmiş diyenler not: Napoleon, Fransız Kralı Louis Philippe,Charles Dickens...şarabın meraklıları arasında geliyor



YOKLUĞUNLA ÇOĞALARAK
...
Bir çiçek bahçesidir sevgilinin ay yüzü
Her beni mor menekşe,saçı mis kokan sümbül,
Yeni açmış nergistir baygın bakışlı yüzü,
Yanağı kızıl lale ve dudağı gonca-gül.*
.....

Ahmet Necdet 1993 de İnegöl’de başlayan dünya yolculuğunda hep şiirin yanında hep şiirle birlikte oldu. Şiirin hemen hemen bütün biçimlerine yelken açtı. Sürekli kendini yenileyen arayışın şiirini yazdı. Gazelden haikuya, tankadan soneye biçim arayışlarında hep yalın bir dille şiirini yazdı. Baudelaire, Aragon, Celan, Trakıl, Yesenin, Apollinaire ...gibi dünya şiirinin ustalarından yaptığı çevirileri, günümüz diliyle divandan, Fransız Şiir Antolojisine uzanan şiir uğraşının son kitabı Yokluğunla Çoğalarak. Bir sonE’ ler kitabı. 25 sonE ’den oluşan Ahmet Necdet'in olgunluk dönemi şiirlerini, şiir sevenlerin beğeniyle okuyacağınızı umuyorum.
Meraklısına Not:*Sevgilinin Ay Yüzü şiirinde, Ahmet Necdet, Yokluğunda Çoğalarak, Artshop Yayıncılık 2006




DENİZ FENERİ BEHÇET AYSAN KİTABI

.....
ne söylersen söyle bir gün yiteceğiz
çam seli halinde kalabalık bir orman
alıp götürecek bizi kuytu ölümlere
yaşamanın anlamını sorsam da söyleme
konuştukça bir gemi açılıyor kıyıdan.*


Behçet Aysan’ ın kızı Eren Aysan ’ın bir düşünün gerçeğe dönüştüğü Deniz Feneri Behçet Aysan Kitabı’nda Sivas şiir yangınında kaybettiğimiz şairin anısına hazırlanmış hüzünlü bir kitap. Anılarda, mektuplarda, şiirinde, şiirlerde, söyleşilerde, basında, fotoğraflarda Behçet Aysan anlatılıyor. Orhan Alkaya, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Turgay Fişekçi, Sennur Sezer, Ahmet Erhan, Doğan Hızlan, Ahmet Telli, Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce, Ahmet Say, Salih Bolat başta olmak üzere bir çok şair dostunu yazılarıyla anılarıyla, şiirleriyle oluşan Behçet Aysan Kitabı.Gelincikler gibi bir bahara sığan ömrü, gelincikler süslenmiş kitapta toplanmış.Eren Aysan: "Babam kapıyı üç defa çalardı.Sabaha kadar mavi odamda bekledim, babamı. Gelecek ve ben afacan bir mutlulukla koşacağım yanına. Hem niye ölsün ki! Yok, bunlar yalan"

Meraklısına Not:* Dağılan Gül şiirinde (Eylül), Deniz Feneri Behçet Aysan Kitabı, hazırlayanlar: Eren Aysan - Salih Bolat, Uğur Mumcu Araştırma Geliştirme Vakfı 2006





.



LALEZAR

aşka koşan kalbim hep tel örgülere takıldı
üç yıl çizdim takvimden beklemek limanında...
uykusuz zamanlarda; kanayan akşamlardı
gözlerimden veda makamında çavlanlar akardı...
*
....
Lalezar, Mustafa Fırat ikinci şiir kitabı.İlk kitabı Paslı Ayna 2003 yılında yayımlanmış. Lalezar’ı okurken kendimi bir çiçekçide hissetim.Bildiğim çiçeklerin kokusu dolaştı kitap boyunca etrafımda.Özenli bir çalışma, Açelya’ dan Aşk Merdiveni’ne 27 çiçeğe yazılmış şiirler. Bu noktadan bakınca temasal bir bütünlük taşıyor. Adına şiir yazılan çiçeklerin özelikleri üzerinde fazla durulmamış, sadece adlarından esinlenerek yazılmış şiirler gibi geldi bana, aşkın ve hüznün şiirleri. Fırat’ın şiirinde güçlü bir lirik söylemin ön planı çıktığını söyleyebilirim. Akıcı dil okura keyif veriyor. Hilmi Yavuz’un arka kapak yazısında “Mustafa Fırat’ın ‘lalezar ’ını gezip gören herkes,cebinde mutlaka bir ‘mühür çiçeği’ , bir ‘gül kokusu’ ve bir yerlere gizlenmiş , o görünmez ‘güneş ’i de alıp götürecektir giderken...”derken. Görünmez güneşi görmek için görmek isteyenlere adresi de gösteriyor. Mustafa Fırat , Nüzhet Erman ödüllü kitabı her hafta suyunu değiştirmeyi unuttuğum bambu tadında bir keyif verdi bana...

Meraklısına Not:*hüzün çiçeği şiirinden, Mustafa Fırat, Lalezar,Yom Yayınları 2005




AYNADA ARBEDE...
...
haritaları dolaşır aşk,
seslerini biriktirmek için
yarsız ölenlerin...*


Fuat Çiftçi, uzun süredir Avanos’tan şiire ışık olmaya çalışıyor , büyük bir özveriyle sürdürdüğü “Şiir Özlüyorum” dergisi ile de günümüz şiirine yön vermeye çalışanlardan. Fuat Çiftçi uzun süredir tanırım ilk şiirlerini daha akıcı olduğu hafızamda kalmış. Aynada Arbede’ Çiftçi ’nin daha önce dergilerde yayımlanan şiirlerinde oluşuyor. İlk göze çarpan biraz zorlama biçim arayışları; şiirde parantez içinde diziler, bazen italik ve koyu renkli vurgulanan dizeler dikkati kendi üzerine çekiyor. Kimi yerlerde bu denemeler sizi şiirin bütününden uzaklaştırabiliyor. Bir kendine, bir aynaya bakmak gibi oluyor ... Biraz masalsı yanı ağır basan şiirler , aşk, rüzgar, şehir, şairleri seslenmelerle zengin bir kitap, Fuat Çiftçi daha çok kendiyle hesaplaşıyor ve kendini sorguluyor ve kendi aynasında gördüğü, arbedenin şiirini yazıyor.Kendi aynasında kendi arbedesinin görebilenlere önerilir.

Meraklısına Not:*Acılar Fihristi şiirinden, Fuat Çiftçi, Aynada Arbede, Yom Yayınları 2005




YENİDEN EGE ÜNİVERSİTESİ ŞİİR TOPLULUĞU
Sıkıntılı bir İstanbul sabahından, Ankara gitmek için uzaklaşırken aldığım bir telefonla Ege Üniversite Şiir Topluğunun yeniden kurulduğunu öğrendim. Doğrusu şiir topluluğunun yoluna devam etmesinden ve bir ahde vefa örneği gösterip bana da ulaşmalarından çok mutlu oldum. Teşekkürler Barış, teşekkürler Hüseyin... ve şiir sevgisiyle beslenen Ege Üniversiteli arkadaşlar.... En kısa süredir topluluğu ziyaret edip öğrencelik günlerime dönebilmeyi heyecanla bekliyorum...

Barış Çetinkol ve Hüseyin Işık benim ‘90 yıllarda başlattığım ş-şiir topluluğunu devam ettiriyorlardı.Yayın evinden de bana ulaşmayı da başarmışlardı. Yıllar sonra kaldığı yerden çıkardıkları Ş ŞİİR DERGİSİ’ de : “bir gün,topluluk arşivinde bir dergiye rastladık. derginin adı Ş üzerinde yazan yıl ise 1992’ydi. bundan on üç yıl önce ege üniversitesi şiir topluluğu’ nun bir dergiydi bulduğumuz. O sayfalardaki emeği, emeği, özveriyi ve onu kalıcı kılma çabasını gördük kalınan yerden devam etmeliydik.” Diyorlar. İyi de yapıyorlar. Yıllar sonra bu heyecanı onlarından yaşamasını isterim...
Meraklısına Not:
Ege Üniversitesi Ş Şiir Topluluğu 1989-1990 öğretim yılında Ahmet Gök’ ün öncülüğünde kuruldu.1995 Derya Seyhan ve arkadaşları 1995 yılına kadar devam ettirdiler. Bu arada ki dönemle ilgili bilgiye sahip değiliz. 2002 yılında Barış Çetinkol ve Hüseyin Işık’ın girişimleriyle yoluna devam ediyor.




DİLİN KURDELASINI ÇÖZERKEN...

Yasakmeyve Dergisi’nin 15. sayında Emel İrtem ve Betül Dünder, Şair Kadınlar dosyasını iyi toparlanmışlar... Şair’in erkek olduğunun kabulüne bir isyan aslında, sadece “şair” demek yetmiyor. Kadın sıfatını sonuna ya da başına neden iliştirmek ihtiyacı duyuyoruz? Uzun bir ataerkil sürecin sonucu olsa gerek. Kadın adeta asırlardır, kendine şiir yazılan olarak şiirde hep varolmuştur. Bu dayatma, kadını şiirin öznesi yaparken, şairi yapmamıştır. Kadını şairler hep varolsa da azınlıkta kalmışlardır. Dosya kapağı için seçilen resme dikkatinizi çekmek isterim. A. Gentileschi‘in “Susannah and the elders” tablosu seçilmiş.” Dilin kurdelasını çözenler” üst başlığı altında, kadının kurdelası çözülmüş. Çıplak bir kadın ve kıyafetli erkekler muhtemelen ona şiir okuyorlar. Ben resmi iyi anlatamadım siz mutlaka bir yasakmeyva dergisi alıp bakın. Şiirin gücü birazda burada mı? Kadınları ayartmak içinde şiir yazılmıyor mu?

Şiirin cinsiyeti olmadığı gibi şairinde cinsiyeti önemli olmamalı. Kadın şair ya da şair kadın söylemini zorlamanın altında, bence biraz erkek egemen bir şair topluğunun olmasından kaynaklanıyor. Azınlık psikolojisi ile “kadın şairi” ya da “şair kadını” yaratıyoruz...

Meraklısına Not:Yasakmeyva şiir dergisi,Ali Enver Ercan yönetiminde yayımlanıyor,Abone: www.abonet.net


BİR NEHİR Kİ ÖMRÜM

Sonra fark ettim ki;su akıyor,rüzgar esiyor,yağmur yağıyor
Her şey yine ve aynı şekilde oluyor
Öyle bir yere geldim ki
Sıcak ve soğuk, aşk ve nefret,savaş ve barış
Üşümek ve sonra ısınmak gibi
Gitsem ayrılık olur kalsam çöl
Gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenlerde özler
Derken anladım ki
Özlemden kimse ölmüyor
Ama ben ölüyorum
Nefes alıyorum,önemsiyorum ve gitmek istiyorum
Anladım ki hasret yeni bir aşka kadar sürüyor..
Sevdiklerim ve beni sevenler
Bağışlayın
Su akıyor ve ben gidiyorum
...
Tuncay Akdoğan, nedeni belirsiz bir yangınla, aramızdan ayrılmadan önce ilk solo albümünü üzerine çalışıyordu. Albümü tamamlayamadan aramızdan ayrıldı. Bir nehir ki ömrüm, Tuncay Akdoğan’ın ölümünden sonra sevenlerinin çıkardığı bir vefa albümü. Albümde Tuncay Akdoğan ile birlikte, Tuncay Akdoğan’ ın emeğinin geçtiği şarkılarda; Kazım Koyuncu,İlkay Akkaya, La’l , Ahu Öztürk, Adile Yadırgı ve Fırat Başkale solist olarak yer alıyorlar. Seyhan Müzik ve tüm emeği geçenlerin eline sağlık. 12 şarkı bitince, müzik setini hemen kapatmayın, Tuncay Akdoğan yorumu ile gece yolcusu sizi bekliyor... Kim bilir belki sonra fark ettim ki diyenlerin sayısı çoğalır. Ama siz sonra değil... şimdi fark edin...

Meraklısına Not:Tuncay Akdoğan,Bir Nehir ki Ömrüm,Seyhan Müzik


 
 

Ahmet GÖK   •   www.ahmetgok.com   •   1

Tasarım ALER